| Üçüncü bin yılın eşiğinde insanoğlunu |
|
|
| Cuma, 14 Mart 2008 | ||||
|
Bu dönem ve sonraki dönem
tasarımcıları ellerindeki toplumu balcığa kendilerini heykeltıraşa benzeterek
şekil vermeye kalkışmışlardır.ellerinde şekillendirdikleri toplum aşırı
yontmalarla ne kendilerinin istediği gibi bir heykele ne toplumun dönüşmek
istediği tasarıma benzemiştir. Her ikisinden de etkilenen fakat kendisini şekillendirenden farklı bağımsız ve yine heykeltıraşının elinde yontula yontula nüvesini kaybetme noktasına geldiğinde son dönemlerde kendisini heykeltıraşının elinde kurtarmak için elinden geleni yapmakta kendi adına karar verene dur diyerek rüştünü ispat etmektedir Ünlü İslam sosyologu ve siyaset kuramcısı Ali Şeriati özgürlüğü , Seni seviyorum. Sana muhtacım. Sana aşığım. Sensiz yaşam zordur. Sensiz bende yokum. Varım, ama ben yokum. Yani o var olan ben değilim. Ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın, avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude yani bir hiç olacağım. Ey özgürlük ! Senin sevgi, dostluk ve şefkatinle beslenmişim. Ey özgürlük! Senin yüksek ve özgür endamın, benim mabedimin güzellik minaresidir. Ey özgürlük! Senin masum ve renkli güvercinlerin benim sırdaş ve aşina dostlarımdır. Barış güvercinidir onlar. O güvercinler, benim tüm ümit ve iyi haber mesajlarımın ve bütün müjdelerimin habercisidirler. Ey özgürlük! Keşke seninle yaşasaydım. Seninle can verseydim. Keşke sende görseydim. Sende nefes alıp verseydim. Sende uyusaydım. Sende uyansaydım. Yazsaydım, söyleseydim. Sende hissetseydim ve seninle olsaydım! diye olağanüstü şekilde tasvir etmiştir.gerçektende her insanda farklı çağrışım yaratsa da aslında özgürlüğe ilişkin değişmeyen tek şey özgürlüğün doğuştan gelen dokunulmaz ,vazgeçilmez, ötelenemez ve kutsiyet atfedilen bir hak olduğudur. Bu hak bireyin devletin keyfi ve cebri işlemleri karşısında korunması ile güçlünün karşısında eşit korunmasını içerir.özgürlük bu hukuki korunmanın neticesinde ortaya çıkan ve kaynağını insanın insan oluşundan alan ve bu kaynaktan tezahür eden özün dışarıya yansımasıdır. Bu temel hak Eğer kaynağını kuvvetten alarak onunla beslenmiş olsaydı o zaman hakkı elinde tutana karşı girişilen mücadelede daha güçlü kuvvetin zor ve tahakkümü meşru olacağı gibi güçlü her zaman haklı olacaktı. yani önceki kuvveti alt eden bir kuvvet onun hakkına sahip olacaktı . Hal böyle olmayacağına göre insanın kuvvetle itaate mecbur kılınması halinde otorite kuvvetle kendisini ifade edeceğinden irade ortadan kalkmış ve ortaya çıkan irade sakat ve kendisini itaate mecbur kılan otorite gayri meşru olacaktır.yani insanın iradesine baskı yapılarak tesis edilen otorite zorba, kullanılan araç zor , ram olan kişide artık özgür olamayacaktır. Bu determinasyonlar esprinin özgürlüğüne ve kavramına zıt düştüklerinden ortadan kaldırılması gerekir.. Bu yüzden kişi özgürlüğü hangi hakla elinden alınmışsa aynı hakla onu geri aldığı zaman Ya onu geri almakta haklıdır ,Yada özgürlüğün elinden alınması asla haklı değildir. bu durum aynı zamanda auctoritas iktidarın ilkesini protestas iktidarın kullanım biçimini de belirleyen en önemli kıstastır. Özgürlük insan varlığının temel boyutlarından biridir .bütün dinlerin nihai ideali insanın kurtuluşudur .Çıcero bu kutlu sözcüğü Özgürlük için hepimiz hukukun kölesiyiz.diye taçlandırırken SPİNOZA Devlet yönetiminin amacının kişilerin özürlüğünün sağlanması olduğuna işaret etmekte kişi özgürlüğünün sağlanmasını devlet yönetimlerinin olmazsa olmaz koşulu olarak görmektedir. Üçüncü bin yılın eşiğinde zencilerin köleliği birçok Afrika ülkesi ile Güney Amerika’da halen de devam etmektedir. Uluslararası düzeyde etkili olmak üzere imzalanan: 26.8.1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesinin 1. maddesinde “İnsanlar hukuken hür ve müsavi doğarlar ve hür ve müsavi olmakta devam ederler.”, Roma’da imzalanan 4.11.1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 4. maddesinde “Hiç kimse köle ve kul olarak tutulamaz." denmesine ve bu nitelikte diğer bir çok Milletlerarası sözleşme ve protokole rağmen özellikle Zenci köleliği hala ortadan kaldırılamamıştır. Yine ırak, Afganistan,Lübnan,Filistin örneğinde olduğu gibi Köle olmadığı halde özgürlüğü elinde alınıp işkence edilen, ,kutsiyetine ,mahremine dokunulan insanların dramına ve akıttığı gözyaşlarına şahit olmaktayız, Bu gözyaşı dünün oligarklarını ; yoksulları,ezilmişleri, kimsesizleri köleleştirerek veya sömürerek anıtlaştırdıkları piramitlerinde rahat uyutmadığı gibi bugünün oligarklarını da yarın uyumayı düşledikleri piramitlerinde uyutmayacaktır. Çünkü düşüncesinden ,felsefi ve dini inancından dolayı yaşadığı ülkede sosyal hayatın ve sistemin dışına itilerek ötekileştirilen ve çok sevdiği ülkesine dönmeme pahasına insan tacirlerinin eline düşerek hayatını kaybeden insanların acılarında boğulacaklardır. Bu yüzden özgürlük anlam ve derinliğiyle insanın var oluş gerçeğini şekillendiricisi kaybedebilmesi halinde ise baskı ve dayatma rejimlerinin başlangıcı ve köşe taşı adeta kendinden sonra gelecek depremin habercisi olmaktadır. Antidemokratik rejimler hayatı yaşanmaz kılan dayatmaları ile çatışan , çatıştırılan bireyleri,fikir ve düşünceyi açıklamaya yönelik baskıları , işkenceleri , gözaltılar’ı, hodbin davranış biçimlerini ötekileştiren toplum düzenini çağrıştırmaktadır. İnsan doğası gereği baskıya karşı geldiğinden İnsanlık tarihi kölelik ve ötekileştirme hareketlerine karşı verilmiş destansı mücadelelerle doludur.verilen bu mücadeleler bir çok şiire, destana , filme ve öyküye ilham kaynağı olmuştur. Spartacus ,Gandi, Mandela’nın zihnimizde yaptığı çağrışım elbette çirkin suratları ile gerek kadim nemrut firavun ikilisinin gerekse çağdaşlarının zihnimize izdüşümünden farklı olacaktır. Dünün kadimleri bugünün çağdaşları Tahammülsüzlüğü,sömürüyü ,baskıyı , gurur ve kibir’i kendilerine prensip ettiklerinden insandaki her türlü hakikati her türlü değeri ve haysiyeti yok etmektedirler .İnsanın haysiyetini yok etmek isteyen sistemlere karşı verilen mücadele demokratik yaşantıya adapte olmaya çalışan ülkelerde gri tonda anti demokratik ülkelerde ise koyu karanlıktır.bu koyu karanlıkta mücadele veren kişiler insanlık tarihinin namusu şerefi ve onurudurlar. insanlık tarihi bunların meşalelerinin aydınlattığı yollarda yürümektedirler. Bu meşaleyi tutuşturanlardan biride Frantz Fanondur. fanon sömürgeciliğin, sömürge halkları üzerindeki psikolojik sonuçlarını analiz etmeye çalıştığı sömürgecilik-karşıtı mücadelenin ve Üçüncü Dünyanın özgürlüğünün manifestosu olarak bilinen Yeryüzünün Lanetlileri isimli eserinde kendi ulusuna tarihine şuuruna yabancı hem kendine hem toplumuna aline olmuş elitistleri tarif etmektedir. Fanon eserlerinde Sömürge aydınlarının , tarihin cebrinin ,sosyal ve sınıfsal sistemin doğa ve çoğrafyanın , ve insanın kendi zindanı ile şekillendirdiği zindanlarda Kendisine ,tanıklığını yaptığı devri yaşayanlara ve ondan sonra gelen nesle hayatı nasıl zindan ettiğini anlatmaktadır. Gerçektende özgünlükten yoksun ve imtiyazdan kaynağını alan oligarklar düşünceleri kökleşip derinleştiğinde her şeye ve herkese peşin hükümlü davranmaları olağanlaşmakta sömürge aydını tipolojisi ile Tıpkı odysseusun yoldaşlarının hayvanmışlıklarını sevmeleri gibi işkenceyi ,sömürüyü ve baskıyı sevmektedirler. Oligarklar kendilerinden evvelkilerin duygusal düşüncelerini evirerek ilham aldıklarından kendinden öncekilerin rafineri tekniklerini kullanarak veya devasa kavramların arkasına mevzilenerek imtiyazlarını korumaktadırlar. Ülkemizde sömürge insanının davranış ve düşünsel Tipolojisini 12 den vurarak ıskalamayan elitistlerin ve çeyrek yüzyıldır Kullandıkları eski tüfek solcular marksı engelsi şakına çevirecek dönüşleri ve köklü değişimleri ile ilham aldıkları Darvine ve freudu denek olacak düzeydedirler. Hemen büyük çoğu köyü uzaktan bile görmedikleri köylüyü ,rençperi ,ırgatı yakından tanımadıkları gibi köy bunlar için kalkınması gereken dil bilmez ,kültür bilmez ,kokan , kokutan hiç bir konuda fikirleri dikkate alınmayacak, devletin yönetim kademelerinde sadece yönetilmeye mahkum ,değiştirilmesi ötelenemez marazi bir sorun ve tasarlanılması gereken en ilkel birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar Devleti kendilerinin mülkü ,kendini ise devlet görmektedirler. görmektedir.Kendini devlet sayan, bütün yetkinin sahibi olarak kendilerini gören bürokrat anlayışın en önemli temsilcisi Nevzat Tandoğadır. Tandoğan 3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye karşı “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”der.Danıştay kararlarını yırtan, asfaltlanmış yollara eşekli köylüleri sokmayan 1929`ten itibaren 18 yıl Ankara`yı bir kral gibi yöneten.Hem vali hem belediye başkanıdır! Yine Dönemin adalet bakanı İzmir milletvekili hukukçu Mahmut Esat Bozkurtun Cumhuriyet Gazetesinin 19 Eylül 1930 tarihli nüshasında yer alan bu konuşması bu dönemin seçkinlerinin haleti ruhiyesini yansıtmaktadır. Bunların görmedikleri ,hissetmedikleri ve ömürleri boyunca tanımadıkları köy, köylülük, varoş ,göç ve gecekondu olgusu hafta sonları zaman geçirmeyi istedikleri jokey kulübü veya atlı spor kulübüne eş değer olmayacak bir hobiden öteye bir şey değildir. 1930’larda ‘halk’, ‘yığınlar’, ‘köylüler’, yeni bir toplum kurma projesinin, en azından söylemde, temel unsuruydu kendisini mahiyetçe insan olarak bilmeyen kendi kendisinin bilgisinden yoksun kendi kendisini düşünemez yığınların tepeden inmelerle kurtarılması gerekiyordu . Abdullah Cevdet sorunu "Bu milleti adam etmek için Batı`dan damızlık erkek gerekir" diyerek çözmeyi düşünmüştür. Beyaz Türk oryantalizmi ve elitizminin. aşağıdakini yukarı çekme, onu değiştirip dönüştürme misyonun tasarımı Yakup Kadri’nin Yaban ve Ankara romanlarıdır.söz konusu romanlarda köylülerin modernleşmesi istenmekte ancak bunun gerçekleşmemesinin müsebbibi olarak yine aydınlar görülmektedir. Kendi düşüncesinin dışındaki herkesi ötekileştiren yok sayan eğitilmesi gereken bir düşüncenin tezahürü olan bu paradigma çatışmalar üzerinde kendini devam ettirmiştir. Fakat Bu tasarım uygulama alanı bulmasına rağmen kendi içinde çelişkili olduğundan başarılı olamamıştır. Bu dönem ve sonraki dönem tasarımcıları ellerindeki toplumu balcığa kendilerini heykeltıraşa benzeterek şekil vermeye kalkışmışlardır.ellerinde şekillendirdikleri toplum aşırı yontmalarla ne kendilerinin istediği gibi bir heykele ne toplumun dönüşmek istediği tasarıma benzemiştir. Her ikisinden de etkilenen fakat kendisini şekillendirenden farklı bağımsız ve yine heykeltıraşının elinde yontula yontula nüvesini kaybetme noktasına geldiğinde son dönemlerde kendisini heykeltıraşının elinde kurtarmak için elinden geleni yapmakta kendi adına karar verene dur diyerek rüştünü ispat etmektedir Yarı sömürge aydını topolojisinin ötesine geçememiş evrensel düzeydeki şiire ,sanata, ruha özgürlüğe ve hukuka kapılarını ve kulaklarını tıkayan elitist kazanımları ve toplumun tüm ekonomik siyasi sosyal ve kültürel rantını ellerinde tutarak saltanatlarını ilelebet sürdürmek isteyen zümrenin hep birlikte koro halinde seslendirdikleri Hasan Mutlucan türküleri dillerden düşmek üzere . Elitistlerin makamını dahi bilmedikleri yanık Anadolu türkülerinin yeşerttiği Nazımın şiirleri şimdi seslendiriliyor. Dört nala gelip uzak Asya`dan Akdeniz`e bir kısrak başı gibi uzanan Bu memleket bizim Bilekler kan içinde Dişler kenetli Ayaklar çıplak Ve ipek bir halıya benzeyen toprak Bu cehennem, bu cennet bizim Kapansın el kapılar Bir daha açılmasın Yok edin insanın insana kulluğunu Bu davet bizim. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür* Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim. Gelinen noktada Yukarıda bahsedilen kitleleri değiştirme ve onlardan nefret etme gerilimi çökmüş ve geriye sadece onlardan nefret etme kalmıştır bu yüzden hekimi görürür görmez titremeye başlayan korkak hastalar gibi çektiği acıları geçirmek için dahi olsa illetlerine dokunulmasına tahammül edemeyen-elitlerin tarih ve toplum karşısındaki son tangosu bu . Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 264
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|