| Zamanaşımına Uğramış Bononun Mahiyeti |
|
|
| Perşembe, 17 Nisan 2008 | ||||
|
Davacı akdi
ilişkiye ( asıl borç ilişkisine ) dayanmamış, davalı da bonoların zamanaşımına
uğradığını savunmuştur. Senedin vade ve tarihlerine göre, Türk Ticaret
Kanununun 661. maddesindeki üç yıllık zamanaşımı tahakkuk etmiş bulunmaktadır. Bu halde bono kıymetli evrak olmak niteliğini kaybetmiştir. Davacı akdi ilişkiye dayandığı takdirde ancak bir beyyine başlangıcı olabilirdi, dayanmadığına göre zamanaşımına uğramış bonoların ( yazılı beyyine başlangıcı ) niteliği de yoktur. Açıklanan bu nedenlerle davacının konu edilen bonoya dayanarak davalıdan alacak talep ve dava etmeye hakkı yoktur. T.c. Yargıtay 3. Hukuk dairesi E. 1991/4935 K. 1991/15242 T. 19.11.1991 � Bonoda zamanaşımı ( davacının
akti ilişkiye dayanmaması ) � bonoda akdi ilişkiye dayanmak
( zamanaşımı - beyyine başlangıcı ) � zamanaşımı ( bonoda davacının
akti ilişkiye dayanmaması ) � bononun kıymetli evrak
vasfını yitirmesi ( zamanaşımı ) 6762/m.661 ÖZET : Davacı akdi
ilişkiye ( asıl borç ilişkisine ) dayanmamış, davalı da bonoların zamanaşımına
uğradığını savunmuştur. Senedin vade ve tarihlerine göre, Türk Ticaret
Kanununun 661. maddesindeki üç yıllık zamanaşımı tahakkuk etmiş bulunmaktadır. Bu halde bono kıymetli evrak
olmak niteliğini kaybetmiştir. Davacı akdi ilişkiye dayandığı takdirde ancak
bir beyyine başlangıcı olabilirdi, dayanmadığına göre zamanaşımına uğramış
bonoların ( yazılı beyyine başlangıcı ) niteliği de yoktur. Açıklanan bu
nedenlerle davacının konu edilen bonoya dayanarak davalıdan alacak talep ve
dava etmeye hakkı yoktur. DAVA : Dava dilekçesinde,
2.000.000 lira alacağın % 40 icra inkar tazminatının faiz ve masraflarla
birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece, davanın kısmen
kabulü ile 750.000 liranın tahsili cihetine gidilmiş; hüküm, davalı tarafından
temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde
olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü: KARAR : İddia, savunma ve
dosya münderecatında, davalı ( borçlu ) Ali 20.12.1985 tanzim tarihli ve
30.9.1986 vade tarihli ve miktarı 750.000 lira olan bono ile lehtar Halil'e
borçlandığı, daha sonra lehtar Halil'de bonoyu davacıya ciro ettiği, davacı
icra takibine başvurduğu, ancak vadeden itibaren üç yıl geçtiği ve lehtar ile
borçlarını ibra ettiği, borcu kalmadığı gerekçesi ile borçlu ( davalı ) itirazda
bulunduğu, İcra Tetkik Merciinde vadeden itibaren üç yıl içerisinde keşideciye
müracaat edilmediğinden zamanaşımından dolayı takibin iptaline karar verdiği
anlaşılmaktadır. Takibe konu bono 30.9.1986 vade
tarihli olup 1.10.1989 tarihinde lehtar tarafından davacı Hasan'a ciro
edilmiştir. Lehtar ile borçlu ( davalı )
14.11.1989 tarihli belge ile ibralaşmıştır. Lehtardan ciro ile temellük eden
davacı sözü edilen bonoyu 26.11.1989 tarihinde icraya koymuştur. Davacı ciro ile temellük ettiği
bono ile davalının borçlu olduğunu, icra takibi yaptığını, davalının zamanaşımı
def'inde bulunduğunu ve takibin iptaline karar verildiğini belirterek senette
yazılı alacağın temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan
tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı savunmasında bononun zamanaşımına
uğradığı, borcu olmadığını ileri sürmüştür. Davacı akdi ilişkiye ( asıl borç
ilişkisine ) dayanmamış, davalı da bonoların zamanaşımına uğradığını
savunmuştur. Senedin vade ve tarihlerine göre Ticaret Kanununun 661. maddesindeki
üç yıllık zamanaşımı tahakkuk etmiş bulunmaktadır. Bu halde, bono kıymetli
evrak olmak niteliğini kaybetmiştir. Davacı akdi ilişkiye dayandığı taktirde
ancak bir beyyine başlangıcı olabilirdi, dayanmadığına göre zamanaşımına
uğramış bonoların ( yazılı beyyine başlangıcı ) niteliği de yoktur. Maruz
nedenlerden davacının konu edilen bono-senete dayanarak davalıdan alacak talep
ve dava etmeye hakkı yoktur. Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğunda kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ) ve peşin ödenen temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine; 19.11.1991 gününde oyçokluğuyla karar verildi. DEĞİŞİK BOZMA YAZISI: Davacı, lehtarı Halil olan ve
zamanaşımına uğramış bulunan emre yazılı senedin ( bononun ) kendisine
1.10.1989 tarihinde temlik edildiğini iddia ederek asıl borç ilişkisine
dayanmak suretiyle alacak isteminde bulunmuş, davalı ise asıl alacaklı olan Halil'in
kendisini 14.11.1989 tarihinde ibra ettiğini ileri sürerek davanın reddini
savunmuş, mahkemece salt ibra tarihinin ( 14.11.1989 ), alacağın temliki
tarihinden 1.10.1989 sonraki bir tarih olduğunu vurgulayarak borçlunun herhangi
bir def'i veya itiraz hakkı olamayacağı gerekçesiyle dava kabul olunmuş, hüküm
davalı ( asıl borçlu ) tarafından temyiz edilmiştir. Bir alacağın derin borçlunun
hukuksal durumunu ağırlaştırmamalıdır. Bu nedenle Borçlar Kanununun 167.
maddesi, borçlunun devir işleminden haberdar olduğu anda devredene karşı haiz
olduğu def'ileri devralana karşı dahi ileri sürebileceğini açık bir biçimde
belirlemiştir. Def'in hukuksal nedeninin o anda mevcut olması yeterlidir; zira
def'in ileri sürülmesine yarayan olaylar daha sonra ortaya çıkmış olabilir.
Ayrıca borçlunun alacağın devrinden ne biçimde haberdar olduğu sorunu önemli
değildir. Zira, alacağın bir başkasına temlik edildiği beyanı borçluya karşı
alacaklı veya devralan tarafından yapılabileceği gibi onlardan birinin veya
diğerinin namına olarak bir üçüncü kişi tarafından da yapılabilir. Alacaklı ile karşı karşıya
bulunduğunu haklı bir surette zannederek eski alacaklıya iyiniyetle ödemede
bulunan borçlu borcundan kurtulur. Şu husus önemle vurgulanmalıdır ki sadece
ödeme değil, takas, yenileme ve olayımızda olduğu gibi ibra suretiyle borcu
sona erdirmelerde de durum aynıdır. Çünkü taraflar uzlaşma suretiyle bir
sözleşme ilişkisine her zaman son verebilirler. Bu suretle işbu sözleşme
ilişkisinden doğan haklar sona erer ve esasen doğmuş olan neticeler de iptal
edilir. Borçlunun iyiniyeti Medeni
Kanunun 3. maddesi uyarınca daima karine olarak kabul olunur. Temlik edilen
kimse, ( davalı ) borçlunun, ( ihbar yapılmaksızın dahi ) temlike vakıf
olduğunu veya durumun gereklerinin lüzum gösterdiği dikkati sarfetmiş olsa idi
buna vakıf olabileceğini isbat etmekle yükümlüdür. Zira, bir alacağı devralan
kimse onu kural olarak tüm iyilikleri ve kötülükleri ile beraber olduğu gibi
devralmış sayılmak gerekir. Mahkemece, yukarıdaki ilkeler
dikkate alınarak davalının borcundan ibra edildiği tarih ile temlikin yine
davalı tarafından öğrenildiği ya da halin icap ettirdiği itinayı göstermekle
durumdan haberdar olması lazım geldiği tarihler kesinlikle saptanıp Borçlar
Kanununun 167. maddesi hükmünce yeni alacaklıya karşı ileri sürülebileceği
anlaşılan def'iler nazara alınarak varılacak sonuç dairesinde hüküm vermekten
ibarettir. Bu gerekçe ile mahkeme kararının b o z u Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 209
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. |
||||
| < Önceki |
|---|