|
Dava, haksız haciz
nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, davanın
reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas No : 2004/00600
Karar No: 2004/00625
Tarih: 01.12.2004
Mahkemesi: İstanbul 7. Asliye
Hukuk Mahkemesi
Günü: 13.04.2004
Sayısı: 58-156
Davacı: � Çorap
San. Tic. Ltd. Şti. Vekili Av. �
Davalı: Fuat vekili Av�
Taraflar arasındaki "maddi
ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul
Asliye 7. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.11.2002 gün ve
2001/689-2002/717 sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi
üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.10.2003 gün ve 5713-11158 sayılı ilamı
ile;
(� 1. Dava, haksız haciz
nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, davanın
reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, dava dışı Yalçın'ın borcu
nedeniyle davacı şirkete ait işyerinde haciz yapıldığını ve makinelerine el
konulduğunu; istihkak davasının lehine sonuçlandığını; ancak, haciz nedeniyle
işlerinden geri kaldığını, yeni sipariş de alamadığını belirterek maddi; ticari
itibarının sarsılması nedeniyle de manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, istihkak davası
sonucunda makinelerin davacıya iade edildiği gerekçesiyle manevi tazminat
koşullarının oluşmadığı; maddi tazminat istemi bakımından ise, istihkak davasında
kötüniyet tazminatı isteminin reddedildiği ve bu kararın bağlayıcı nitelikte
bulunduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, haczedilen eşyalar ile
borçlunun bir ilgisinin bulunmadığının belirtilmesine karşın, haciz uygulaması sonucunda
maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürmektedir. Maddi tazminat istemine
esas olan zarar kalemlerini de, dava dilekçesinde açıklayıp göstermiştir.
Mahkemenin, kararına dayanak yaptığı İİK.m. 97'de ön görülen tazminat, özel bir
düzenleme niteliğindedir. İstihkak savına itiraz eden alacaklı veya borçlu
aleyhine, yalnızca bu nedenle hükmedilmektedir. Diğer yandan, anılan istihkak
davasında tazminat isteminin reddine ilişkin verilen karar, davacı tarafından
temyiz edilmemiş ve yasa yolunda da incelenmemiştir. Davacı, bu davada, genel
olarak davalı eyleminin haksız olduğunu ileri sürmüştür. İsteminin yasal
dayanağı da, BK. m. 41 vd. hükümleridir. Bu anlamda, uğranılan zararların
istenilebileceği, 24.05.1974 gün ve 1974/5-7 sayılı İBK. ile kabul edilmiştir.
Mahkemenin, yasanın uygulamasına ilişkin yanılgısı ve yetersiz gerekçesi
bozmayı gerektirmiştir. (HUMK. m. 428/b.1) .
2. Davacı, haksız haciz
uygulaması nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Haczin haksızlığı
saptandığı takdirde, BK. m. 49 anlamında davacı tüzel kişiliğin manevi
değerlerine dahil bulunan ticari itibarının sarsıldığının kabulü gerekir.
Mahkemece, somut olaya uygun düşmeyen ve yetersiz gerekçe ile bu istemin reddi
de, yasanın uygulanmasına ilişkin yanılgı (HUMK. m. 428/b.1) niteliğinde olup;
bozmayı gerektirmiştir�)
Gerekçesiyle bozularak dosya
yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki
kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek
direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar
okunduktan sonra gereği görüşüldü: HUKUK GENEL KURULU KARARIDava, genel
hükümlere dayalı olarak açılan, haksız yere malı haczedilen üçüncü kişinin
bundan doğan gerçek zararının ödetilmesine yönelik, maddi ve manevi tazminat
istemine ilişkindir.
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı Şirket vekili; fason çorap
üretimi, pazarlaması ile uğraşan davacı şirkete ait işyerinde, dava dışı
Yalçın'ın borcu nedeniyle haciz yapıldığını ve çorap makinelerine el
konulduğunu; davacının açtığı istihkak davasının lehe sonuçlandığını; ancak, bu
arada daha çok ihracatçı firmalarla olan iş bağlantılarının haciz nedeniyle
kesilip, taahhütlerin yerine getirilemediği gibi yeni sipariş de alınamadığını
ifadeyle, maddi zarara; çorap sektöründe tanınan ve ihracatçı firmalarla güven
üzerine çalışan davacı şirketin ticari itibar kaybına uğraması, davalının kaba
güce dayanarak hareket etmesi ve haczedilen şirkete ait makinelerin kendi
borçlusuna ait olmadığını bildiği halde kaldırarak, sektörden davacı şirketi
silmeye çalışması nedeniyle de manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, maddi
ve manevi tazminatın haciz tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte
davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı vekili; davanın öncelikle
zamanaşımı nedeniyle reddini, davacı şirket ortakları Seyit ve Yalçın'ın
müvekkilinden aldıkları çorap iplikleri karşılığında şahsi çek ve senetlerini
verdiklerini, bunlar ödenmediği için icraen tahsili yoluna gittiklerini, daha
önce aile apartmanlarının altında iken haciz mahalline taşınan makinelerin
haczedildiğini, ancak davacı şirketin açtığı dava sonunda makinelerin şirkete
ait olduğuna karar verildiğini, şirket ortağı kardeşlerin önceden beri
borçlarını geciktiren, alacaklılarını oyalayan ve bu yüzden çoğu kere icralık
olan bir iş geçmişine sahip olduklarını, son zamanlarda da hukuki önlem olarak
davacı şirketi kurarak kendilerini bu yolla koruma yoluna gittiklerini, bu
nedenle maddi ve manevi kayba uğramalarının söz konusu olmadığını, aksine
makinelerini istihkak davası ile geri almalarını bir caydırıcı unsur olarak
kullanarak alacaklılarına borçlarını öderken istedikleri tarihi belirleme
olanağı bulduklarını, kendilerine olan borcun da halen ödenmediğini, eldeki
davanın da müvekkiline bir baskı unsuru olarak açıldığını, davanın öncelikle
zamanaşımı nedeniyle olmazsa da esastan reddini savunmuştur.
YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:
Yerel Mahkeme, kısa ve gerekçeli
kararında; her iki talep yönünden kesin hüküm bulunduğu, zira, makinelerin
haczi sebebiyle açılan istihkak davasının davacı şirket lehine sonuçlandığı,
yasal yollar sonucu haczedilen makinelerin davacı şirkete teslim edildiği, bu
nedenle yasal şartlar oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddi gerektiği;
ayrıca istihkak davasında davalılardan Yalçın'ın aynı zamanda davacı şirket
kurucularından olduğu, davacı şirketin istihkak davasında uğradığı maddi zararı
% 40 tazminat olarak istediği, bu istemin İcra Tetkik Merciince reddedilerek
kararın kesinleştiği, bu ilamın eldeki davayla aynı olan tarafları bağlayıcı
nitelikte olduğu, davacının ayrıca açtığı bu davadaki her iki tazminat
isteminin de kesinleşmiş ilamın varlığı nedeniyle reddi gerektiği, gerekçesiyle
davacı şirketin açtığı maddi ve manevi tazminat davasının reddine, karar
vermiştir.
TEMYİZ İSTEMİ VE BOZMA KARARININ
ÖZETİ:
Davacı vekilince, dava dilekçesi
ve aşamalardaki dilekçelerde yer alan savlar ileri sürülmek suretiyle ve
mahkemece delil olarak sunulan dosyaların yeterince incelenmediği, kendilerinin
% 40 değil yasal % 15 tazminat istemlerinin istihkak davası ile sınırlı olarak
reddedildiğinin gözden kaçırıldığı, bazı delillerinin ise hiç değerlendirmeye
alınmadığı, oysa 24.05.1974 gün ve 5/7 sayılı kararında da açıkça istihkak
davasında tazminat talebi reddedilen üçüncü kişinin genel hükümlere dayalı
olarak ayrıca zararını isteyebileceğinin kabul edildiği, kararın buna da aykırı
olduğu, ileri sürülerek temyiz edilen karar Özel Dairece yukarıda başlık
bölümünde aynen alınan gerekçeyle bozulmuştur.
DİRENME KARARININ ÖZETİ:
Yerel Mahkeme, istihkak
davalarının maddi hukuk anlamında kesin hüküm teşkil edeceği, tarafların ve
müddeabihin aynı olmasının HUMK.nun 237. maddesi anlamında kesin hükmün
varlığını ortaya koyduğu, ayrıca, davacının tetkik merciinde açtığı davada
fazlaya ilişkin haklarını da saklı tutmadığı, İstihkak davalarının özelliği
gereği davacı tarafça maddi zararın ispatlanması koşuluyla tetkik merciinin
davacı yararına % 40 dan aşağı olmamak üzere hatta ispatlanması halinde %
40'dan fazla tazminata da hükmedebileceği, davacı şirketin ise tazminat
isteminin reddine ilişkin bu kararı temyiz etmemesi üzerine taraflar arasında
kesin hüküm oluştuğundan olumsuz dava şartı sebebiyle maddi tazminat isteminin
reddi gerektiği; tetkik merciince dinlenen tanıkların anlatımları, takibin
dayanağı çeklerde borçlunun Yalçın olması kesin hüküm addolunan merci kararının
gerekçesinde de borçlunun haciz mahallinde hazır bulunması davacı şirketin,
borçlunun da ortağı olduğu aile şirketi olması sebebiyle tazminat isteminin
reddedildiği nazara alındığında Borçlar Kanununun 49. maddesinin unsurları
gerçekleşmediğinden manevi tazminat isteminin de reddi gerektiği, gerekçesiyle,
önceki kararında direnmiştir.
Bu karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.
MADDİ OLAY:
Dosya ve delil olarak ekli
dosyalar içeriğine göre: Davacı limited şirket çorap imalatı ile uğraşmakta
olup; alacaklı/davalı Fuat, dava dışı gerçek kişiler Yalçın ve Seyit
aleyhlerine giriştiği iki ayrı icra takibi sonucunda davacı şirket adresinde
bulunan çorap makinelerini haczettirerek, muhafaza altına aldırmış; davacı
şirket tarafından da eldeki davanın davalısı alacaklı ve ayrıca takip borçlusu
aleyhine ".. kötü niyetli olarak haciz işlemini gerçekleştiren alacaklı
aleyhine, hacizli mal kıymeti üzerinden tazminata hükmedilmesine"
ifadesine yer verilerek açıkça İcra ve İflas Kanunu'nun 97. maddesinin 15.
fıkrasına dayalı tazminat istemini de içeren istihkak davası açılmıştır.
Bu dava sonunda İcra Tetkik
Merciince; istihkak davasının kabulüne, hacizli çorap makineleri üzerindeki
haczin kaldırılmasına, davacı şirketin borçlunun da ortağı olduğu aile şirketi
olması, borçlunun haciz mahallinde hazır bulunması hususları dikkate
alındığında davalı/alacaklı yanın kötü niyeti sabit görülmediğinden davacı
yanın tazminat isteminin reddine karar verilmiş; alacaklı vekilince kabul
kararı yönünden temyiz edilen, davacının ise temyiz etmediği bu karar Yargıtay
incelemesinden de geçerek onanmış ve kesinleşmiştir.
Eldeki maddi ve manevi tazminat
istemli dava ise anılan kararın kesinleşmesinden sonra genel hükümlere
dayanılarak açılmıştır.
Direnme yoluyla Hukuk Genel
Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üçüncü kişi davacı şirketin, daha önce icra
tetkik merciinde görülüp kesinleşen istihkak davasında istihkak iddialarının
kabul edilmesine karşın, İcra ve İflas Kanunu'nun 97. maddesinin 15. fıkrasına
dayalı tazminat isteminin reddedilmiş olmasının eldeki genel hükümlere dayalı
maddi ve manevi tazminat davaları yönünden kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği
ve bu istemlerin reddine de dayanak alınmasının olanaklı olup olmadığı,
noktasında toplanmaktadır.
GEREKÇE:
Davacı vekilinin maddi tazminata
yönelik temyiz itirazları yönünden;
Öncelikle; istihkak davasında
redde konu olan ve eldeki davada mahkemece kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen
tazminatın hukuki niteliği üzerinde durmakta yarar vardır.
2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu'nun 97. maddesinin 15. fıkrasında aynen; "İstihkak davası sabit
olur ve birinci fıkra gereğince istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı
veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse haczolunan malın değerinin yüzde
onbeşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl dava ile
birlikte hükmolunur." hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere; bu hüküm,
tümüyle takip hukukunun özelliği ile ilgili olup, yine bu özellikle sınırlı
olarak değerlendirilmelidir. Eş söyleyişle, anılan tazminat, takip hukuku
prosedürü içinde yer alan, kendine özgü nitelik ve koşulları bulunan özel bir
düzenleme niteliğindedir. Zira, istihkak savına itiraz eden alacaklı veya
borçlu aleyhine, istihkak davacısı lehine, yalnızca kötü niyet koşuluna bağlı
olarak ve haczedilen malın değeri üzerinden yasada belirtilen orandan aşağı
olmamak üzere hükmedilmektedir.
Nitekim, İcra ve İflas Kanunu'nun
97. maddesinin 13. fıkrasında istihkak davalıları lehine, 15. fıkrasında da
istihkak davacıları lehine getirilen tazminat hükümlerinin getiriliş nedeni de
yasa koyucu tarafından, alacaklı veya borçlunun üçüncü kişinin istihkak
iddiasına itiraz ederek onu kötü niyetle ve haksız yere maddi ve manevi
masrafa, külfete ve zarara sokmasını, üçüncü kişinin de haksız yere istihkak
iddia ve davasında bulunarak, alacaklının alacağının tahsilini geciktirmesini,
muvazaa teşebbüslerini önlemek ve icra işlemlerinin Devletin de ilgili olduğu
iktisadi düzen bakımından haklı bir nizam, çabukluk ve emniyet içinde cereyan
etmesini temin etmek şeklinde açıklanmış ve ortaya konulmuştur. Ortaya konulan
bu amaçlar tıpkı İcra ve İflas Kanunu'nun 67, 69, 72 vs. bazı diğer
maddelerinde de yer verilen tazminatların konuluş amaçları gibi tümüyle kanunun
kendine özgü nitelik ve düzeni, kısacası sadece icra prosedürü içinde
değerlendirme yapılması gereğini ortaya koymaktadır.
İstihkak davasında istihkak
davacısı tarafından talep edilen tazminatın reddedilmesinin, davacının genel
hükümler dairesinde gerçek zararının tazminine yönelik isteklerinin
dinlenmesine engel teşkil edip etmeyeceği, daha önce daireler arasında içtihat
aykırılığına neden olmakla içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmiş ve
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.1974 gün ve 1974/5
E.-1974/7 K. sayılı kararıyla; "Borçlu hakkında yapılan bir icra
kovuşturması sırasında haksız yere malı haczedilen üçüncü kişilerin bu yüzden
doğan gerçek zararlarının ödetilmesini, İcra ve İflas Kanunu'nun 97. maddesinde
öngörülen özel hüküm dışında genel hükümlere göre genel mahkemelerde ayrıca
dava açarak isteyebilecekleri" kabul edilmiştir.
Anılan bu kararın gerekçesinde
de; İcra ve İflas Kanunu'nun 97. maddesinin 15. fıkrasında yer alan tazminat
sözcüğünün, tabanı haczedilen malın değerinin % 15'inden aşağı olmayan götürü
bir tazminatı ifade ettiği gerçek zararı karşılamak gibi bir amacı taşımadığı,
dolayısıyla gerçek zararın ayrıca istenmesine engel oluşturmayacağı, ifade
olunmaktadır.
Sonuç itibariyle; İcra ve İflas
Kanunu'nun 97. maddesinin 15. fıkrasındaki tazminat icra hukukuna özgü götürü
bir tazminat niteliğinde olup, genel hükümlere dayanılarak açılan gerçek
zararın tazminine yönelik davalar yönünden engel oluşturmayacağı gibi ile bu
davalar ile tarafları aynı olsa bile konusu ve yasal dayanakları itibariyle
benzerlik taşımamaktadır.
Yeri gelmişken, genel hükümlere
dayalı tazminat davalarının hukuksal nitelikleri üzerinde de kısaca
durulmalıdır.
Hukukumuzda genel kural haksız
eylemleri veya haksız zenginleşmesi nedeniyle bir başkasının zararına neden
olan kimsenin bu zararın tazmini ile yükümlü olmasıdır. Zarar kavramı ise maddi
ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Zarar sadece kötü niyetten değil, bir çok
durumda olduğu gibi ihmal, tedbirsizlik gibi başka nedenlerden de doğabilir.
Zarar kavramı burada icra işlemleri ile sınırlı olmayıp, istihkak davasının
sona ermesinden sonra ortaya çıkan nedenleri de içine alabilir. Gerçek zarar,
her zaman daha geniştir ve zarara uğrayanın tatmin biçimi de yukarıda ayrıntısı
açıklanan götürü tazminattan farklı olarak sadece icra hukuku prensiplerine
bağlı olmaksızın objektif ölçüler çerçevesinde genel hukuk kurallarıyla
belirlenir.
Somut olaya gelince; davacı genel
mahkemede açtığı dava ile Borçlar Kanunu'nun 41. maddesine dayanarak uğradığı
gerçek maddi zararlarının tazminini istemiştir. Davalı eyleminin genel olarak
haksızlığına dayanan davacının bu isteği sadece davalı yanın kötü niyeti ile
sınırlı olmadığı gibi haczedilen malın değeriyle de sınırlı değildir.
Bu nedenle; icra prosedürü içinde
yer alan götürü tazminat niteliğindeki İcra ve İflas Kanunu'nun 97/15.
maddesine dayalı tazminat isteminin reddi ve bu kararın kesinleşmiş olmasının
eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil ettiğini kabule olanak bulunmamaktadır.
Zira, yukarıda açıkça ifade olunduğu üzere her iki davanın dava konuları ve
yasal dayanakları farklıdır.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak
işin esasına girilip genel hükümler çerçevesinde davanın çözümlenmesi
gerekirken, kesin hükmün varlığına dayanılarak davanın reddine ilişkin önceki
kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
Davacı vekilinin manevi tazminata
yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Haksız yere malı haczedilen
üçüncü kişi durumundaki davacı şirket, bundan doğan gerçek zararının
ödetilmesine yönelik olarak sadece maddi değil, Borçlar Kanunu'nun 49.
maddesine dayanarak manevi tazminat isteminde de bulunmuştur.
Yukarıda maddi tazminata ilişkin
açıklamalarda da yer verildiği gibi, bir icra takibi sırasında haksız yere malı
haczedilen üçüncü kişinin bu yüzden doğmuş olan gerçek zararı maddi olabileceği
gibi manevi de olabilmektedir. Dolayısıyla, malının haksız yere haczedildiğini
ileri süren üçüncü kişi kural olarak manevi tazminat isteminde de bulunabilir.
Diğer yandan, İstihkak davası ile birlikte tetkik merciinde karara bağlanan
tazminat davasının ret kararı ile sonuçlanıp kesinleşmiş olmasının, genel
hükümlere dayanılarak açılan bu manevi tazminat istemi yönünden de kesin hüküm
oluşturmayacağı az yukarıda açıklandığı üzere belirgindir. Zira, dava
nedenleri, yasal dayanakları, istem sonuçları ve uygulanacak yasa kuralları
tümüyle birbirinden farklıdır. Unutulmamalıdır ki, manevi tazminat; haksız
eylem sonucunda uğranılan kişilik değerlerindeki azalma şeklinde gerçekleşen
zararın giderilmesi amacına yönelik tazmin biçimidir.
Kuralı bu şekilde ortaya
koyduktan sonra somut olaya bakıldığında, mahkemece davacının manevi tazminat
istemine dayanak aldığı hususlar irdelenmeden, yasal değerlendirme yapılmadan
kesin hüküm oluşturduğu da vurgulanmak suretiyle, sırf istihkak davası içinde
istenilip reddedilen tazminat davasının kötü niyetin yokluğuna dayanan ret
gerekçelerinin esas alınması ve yine sadece bu nedenlere dayanılarak manevi
tazminat isteminin reddedilmesi yerinde değildir.
Mahkemece yapılacak iş; haczin
haksızlığının anlaşılması durumunda istihkak davasında verilen ret kararı ile
bağlı kalınmaksızın, davacının ticari şirket niteliği de gözetilerek, tüzel
kişiliğin manevi değerlerine dahil bulunan ticari itibarının sarsılıp
sarsılmadığının Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi,
manevi tazminatın koşullarının açıkça bu ilkeler gözetilerek gerçekleşip
gerçekleşmediği konusunda bir sonuca varılması olmalıdır.
Açıklanan hususlar
gözetilmeksizin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme
kararı açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz
itirazlarının kabulü ile, direnme kararının, maddi tazminata ilişkin kısmının
Özel Daire bozma kararında ve yukarıda 1. maddede gösterilen nedenlerden dolayı
oybirliği ile; manevi tazminata ilişkin kısmının ise yukarıda 2. maddede
gösterilen nedenlerden dolayı oyçokluğu ile HUMK.nun 429. maddesi gereğince
(BOZULMASINA) , istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 01.12.2004
gününde karar verildi.
Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 457
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. |