| Ádil yargılamayı etkileme suçları -I |
|
|
| Çarşamba, 13 Ağustos 2008 | ||||
|
SAMİ SELÇUK /STAR Daha önceki yazılarımda yargının önündeki davalar konusunda beyanda bulunmanın, görüş bildirmenin, yorum yapmanın her şeyden önce ‘suçluluğu kesinleşinceye dek herkes suçsuzdur’, ‘yargı bağımsızlığı’, ‘erkler ayrılığı’, ‘silahların eşitliği’, ‘ádil yargılanma’ ilkelerini örselediğini belirtmiştim. Ayrıca bu tür davranışların suç olduğunu da. ‘Varak-ı mihr-ü vefayı ne okuyan var ne dinleyen’. Her Allah’ın günü yargıçların yerine geçilerek kanıtlar değerlendiriliyor. Sözgelimi, Güngören’de bombayı kimin attığı kesinleşti diyen yöneticilerimiz bile var, ertesi günü onu yalanlayanlar da. Hayret! Bakınız, ‘ádil yargılamayı etkilemeye kalkışma suçu’nu düzenleyen 2004/5237 sayılı T. Ceza Yasasının (TCY) 288. maddesi ne diyor: ‘Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, yargıç (hákim), mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’ 2004/5187 sayılı Basın Yasası’nın 19. maddesinin 2. fıkrası da aynı doğrultuda: ‘Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili yargıç (hákim) veya mahkeme işlemleri hakkında (görüş) (mütaláa) yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar (yani bölgesel süreli yayınlarda cezalar on milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmi milyar liradan az olamamak koşulu ile iki milyar liradan elli milyar liraya kadar) uygulanır.’ Benzeri düzenleme, yürürlükten kaldırılan 1950/5680 sayılı Eski Basın Yasasında da vardı (m. 5). Buna karşılık, 288. madde, 1929/765 Sayılı Eski TCY’de yoktu. Ancak, yığın iletişim araçlarının hızlı gelişimi ve etkileri karşısında, kesin hüküm öncesi yargının/yargıcın yerine geçilerek, kanıtları ve iddiaları değerlendiren görüşlerin engellenmeleri, yaygın deyişle önceden kotarılan ‘yargısız infaz’ların önlenmesi için bu maddelere gerek duyulmuştur. Her iki maddede de korunan değer(ler) özdeştirler. Özellikle 288. madde, yasanın millet ve devlete ilişkin değerlerinin korundukları ‘dördüncü kısım’ın ‘adliyeye karşı suçları’ düzenleyen ‘ikinci bölüm’ünde yer almıştır. Yargının bağımsızlığı, sadece yasama, yürütme, bir başka yargıç, yargıcın kendi görüşleri ve inançları karşısında değildir. Kamuoyu karşısında da yargıç, bağımsız olmalı, yansızlığını koruyabilmeli, gerekçede belirtildiği üzere, kamuoyunda ‘kapıları tutanların’ etkisinden adalet kurtarılmalı; (yargının/yargıcın) dinginlik içinde çalışılması (ve karar vermesi) sağlanmalıdır.’ 1999’da Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin Yüksek Mahkeme başyargıçları ve Yargıtay başkanlarının düzenledikleri Lubyana (Slovenya) toplantısında, bu konu tartışılmış, kimi devletlerce yapılan yasal düzenlemeler bütün ülkelere önerilmiştir. Bu nedenle düzenleme bize özgü değildir. Anılan 288. madde 1992’de benimsenen Yeni Fransız CY’nin 434-16. maddesinden TCY’ye aktarılmıştır. Kanımca her iki düzenlemede de korunan değer ortaktır ve bellidir. Özellikle 288. maddenin gerekçesinden, TCY’nin sistematiği içinde suçun yer aldığı kısım ve bölümden ve adından, bu normun koruduğu ‘özgül değer’i kolaylıkla çıkartabiliriz: Ádil yargılama/yargılanma. Bu değerin ise iki yönü vardır. Gerçekten bağımsız ve yansız olmayan bir yargı/yargıç ile yapılan bir yargılama, ‘ádil yargılama ilkesi’ni ve dolayısıyla devletin adalet dağıtma işlevini örseler. Bu yönüyle söz konusu hak, ‘kamusal/toplumsal bir değer’dir. Yargının önüne gelen kişilerin ádil biçimde yargılama yapılmasını isteme hakları da vardır. O halde ádil yargılama hakkı aynı zamanda bireysel bir hak ve dolayısıyla değerdir de. Kanımca ‘çok hukuksal konulu suçlar’ kapsamına giren bir suç karşısındayız. Her çok hukuksal konulu suçta yaptığı gibi, yasa koyucu aynı suçu iki kez düzenleyemeyeceği için, bir öncelikte bulunma yetkisini kullanmak zorundadır. Türk yasa koyucusu da, bu yetkisini kullanmış, düzenlemeyi, Yasanın sistematiğine göre, millete ve devlete karşı suçlar kısmında ve adliyeye karşı suçlar bölümünde yapmış; toplumsal değere, bireysel değere göre öncelik tanımıştır. Ancak bu öncelik, bireysel değerin göz ardı edileceği anlamına gelmez, gelmemelidir de. Burada akla basın özgürlüğü ve özellikle basının ‘haber verme ve kamuoyunun bilgilenme hakkı’ ile bu maddelerin bağdaşıp bağdaşmayacağı sorusu gelecektir. Bağdaşır. Çünkü, hükümler, bu hakları kaldırmıyorlar. Yeter ki, haberler, yorumsuz olsun; gerçeği, yargının/yargıcın yerine geçerek ve yetkisini yağmalayarak bir değerlendirme yapmadan, olduğu gibi yansıtsınlar. Kaldı ki, yorumların, değerlendirmelerin yapılması, yalnızca soruşturmanın başlaması ile hükmün kesinleşmesi arasında yer alan zaman dilimi içinde yasaktır. Hüküm kesinleştikten sonra her tür yorum, değerlendirme serbesttir. Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 70
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|