|
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Son günlerde ülkemizde en çok tartışılan konuların başında anayasa ve sistem tartışmaları gelmektedir. Toplumun neredeyse tüm kesimlerinde, mevcut anayasanın toplumun ihtiyaçlarını karşılayamadığı yüksek sesle dile getirilmektedir. Tartışmalarda kısmen de olsa, mevcut anayasanın ihtiyaçları karşılayacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi dile getirilse de ekseri çoğunluk, yeni bir anayasa yapılarak ülkenin ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasının zorunluluk olduğunu yüksek sesle dile getirmektedirler. Yine anayasanın yapılış usulü, hangi süreçlerden geçerek hazırlanması, metnin içeriği, nasıl bir sitemi önerildiği, alınacak sistemin motamom uyarlanmasının sorun olup olmayacağı, alınacak sitemin iyi modellerinin bu topraklara özgü yeni bir sistemin hayata geçirilmesinin mümkün olup olamayacağı, diğer sistemlerden de etkilenerek farklı bir modelin oluşturulup oluşturulamayacağı, yapılacak anayasanın rıza ve meşruiyetinin ne şekilde sağlanacağı, Anayasanın seçilmiş meclis tarafından mı? Yoksa anayasayı yapmak için seçilecek ve Anayasayı yaptıktan sonra görevi sona erecek bir kurucu meclis tarafından mı yapılacağı? Gibi biçime ve öze yönelik tartışmalar anayasa tartışmalarının özünü oluşturmaktadır. Bizlerde Bu tartışmaya ışık tutması açısından önceki anayasal metinleri ve hazırlanacak anayasal metnin neleri içermesi gerektiğine ilişkin görüşümüzü sizlerle paylaşmak istiyoruz. 1876.1908.1921.1924.1960.1971 değişikliği 1982 anayasası da dâhil olmak üzere anayasalarımızın tamamının, içerden veya dışarıdan gelen baskılar neticesinde hazırlandığı, hazırlanan metinlerin öznesinin birey olmadığı, anayasal metinlere devleti koruyan kollayan görev yüklendiği, bunun neticesinde de söz konusu metinlerin ihtiyacı karşılayamadığı, yapılışının üzerinden kısa bir süre geçmeden ciddi değişikliklere maruz kaldığını bilmekteyiz. Bizde böyleyken, Birleşik Devletler Anayasasının, yapılışının üzerinde yüz yıllar geçmesine rağmen çok az değiştirilmiş olması ile birleşik krallığın yazılı anayasasının olmayışı .Anayasa tartışmalarında gözden kaçırmamız gereken önemli bir hususun altını çizmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu husus rıza ve meşruiyettir. Altı anayasa ve yüzlerce değişikliğe rağmen istenilen skalanın tutturulamamasının nedeni de budur. Anayasal metinler bireyle devlet arasında yapılmış sözleşmeler olup iki sütunun üzerinde durmaktadırlar. Bunlardan birincisi, birey açısından rıza olup diğeri ise erk açısından meşruiyettir. Rıza ve meşruiyet olmadığında sıklıkla değişmek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü. Bütün insanlar eşit yaratılmıştır; onları yaratan, onları belli vazgeçilmez haklarla donatmıştır; bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve mutluluk arayışı vardır. Devlet bu arayışın mihmandarı olup, bireye rehberlik etmelidir. Bireylerin arayışını anlamlı kılacak yegâne, şey hukuk devletidir. İmtiyazlı sınıfların Ellerindeki metinleri toplumsal sözleşmelerin yapılış ile ilgili şekli süreçleri izleyerek topluma sunmuş olmalarının da kıymeti harbiyesi yoktur. Bu metinlerin içeriğinde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hâkimlerin tarafsızlığı, hâkim teminatı, tabii hâkim ilkesi, idarenin kanuniliği, idarenin her türlü işlem ve eyleminde yargı denetimine tabii olması, anayasal yargı denetimi, idari işlem ve eylemlerden dolayı kişilere verilen zararların tazmini teminatı, hak ve hürriyetlerin anayasal ve kanuni teminat altına alınması ve sadece kanunla sınırlandırılması, hukuki eşitlik ilkesi, iyi niyet, ahde vefa, kimsenin sahip olduğu haktan fazlasını devredememesi, kimsenin kendi davasında hakim olamaması, idari şeffaflık, idari bilgi ve belgelere ulaşma hakkı, devletin faaliyetlerinin önceden hesap edilebilirliği anlamında genel olarak hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin sağlanması, hak arama hürriyeti, suçsuzluk karinesi, suç ve cezaların kanuniliği, sanığın aleyhine olan ceza normunun geçmişe yürümezliği, adil yargılanma hakkı, makul süre içerisinde açık duruşma ve hakkaniyete uygun biçimde dinlenilme, Kararların kamuya açık şekilde verilmesi, hiç kimsenin suçsuzluğu sabit oluncaya kadar suçlu sayılamaması, kanuna aykırı elde edilen bulguların delil olarak kullanılamaması, cezai sorumluluğun şahsiliği, genel müsadere yasağı, ceza hukukunda kıyas yasağı, cezai normlarda yürürlük ötesi uygulanmazlık ilkesi, idarenin takdir yetkisinin belirginliği ve sınırlılığı, savunma hakkı, karaların gerekçeli olması, kanunların genel, soyut ve gayri şahsi oluşu, temel hak ve hürriyetlerin sınırlayıcı nitelikteki hukuki normların belirginliği, anayasanın üstünlüğü, kazanılmış haklara saygı, kamu işlerinde ölçülülük, uygunluk, gereklilik, yüklenebilirlik, belirlilik, kısıtlamaların oranlı olması, hakların kötüye kullanılamaması, fail kusuru yerine kusurlu sorumluluğun benimsenmesi, kesin hükme saygı, zamanaşımı, mücbir sebep, özel kuralın genel kuralı geçersiz kılması. Gibi hukuk devletinin şekli şartlarının yerine getirileceği vaaz edilmiş olsa bile sonuç yine değişmeyecektir. Zira bu metinlerin toplumsal sözleşme olarak nitelendirilmemelerinin sebebi bu metinlerin iki önemli dayanaktan yoksun olmalarıdır. Bunlardan birincisi rıza, ikincisi ise meşruiyettir. Rıza ve meşruiyet sözleşmeler açısından son derece önemli olup, sözleşmelerin geçerli olmasını ve hayat bulmasını sağlayan temel faktörlerdir. Rıza ve meşruiyetin olmadığı yerde haklının yerini güçlü almakta, güçlü haklının elindeki hakkı, hata ya hile veya tehdit yolu ile ele geçirmektedir. Hatta hakkı gasp ederek Ele geçirenler karalarına evrensel hukukun taçlandırdığı kavramları dayanak yapmaktadırlar. Dolayısıyla Devleti kutsayan, zayıf olan bireye karşı kendisini güvenceye almaya çalışan metinlerin, erkin dinamik veya statik güç kullanarak meşrulaştırmaya çalışılması bu metinlerin toplumsal sözleşme olarak nitelendirmesini imkânsız kılmaktadır. 82 Anayasası da diğer anaysalar gibi rıza ve meşruiyetten beslenemediğinden, silahların gölgesinde halkoyuna sunulduğundan, tehdit sonucu halkın rızası ile elde edildiğinden ve rızayı elde edenlerin meşruiyeti olmadığından toplumsal sözleşme olarak nitelendirmek mümkün değildir. ÇÜNKÜ SÖZLEŞMENİN ŞEKİL ŞARTI TEHDİT SONUCU ELDE EDİLMİŞTİR. TEHDİT SONUCU TESİS EDİLEN İŞLEM HUKUK AÇISINDAN YOK HÜKMÜNDEDİR, BUTLANDIR. Toplumun tercihini ve taleplerini yansıtmayan, eşitsiz, baskıcı, anti demokratik anayasanın toplumsal sözleşme ile değişmesi gerekmektedir. Bu değişiklik hazırlık sürecinden başlangıç metnine, sözleşmenin felsefesinden, şekli ve maddi hukuk devletini tasarlayıp hayata geçirecek şekilde olmalıdır. 82 anayasasının felsefesinden farklı olmalıdır. 82 anayasası, yapıldığı olağanüstü dönemin ürünü olarak devleti yüceltmiş, bireyi kendisine karşı tehdit olarak görmüştü. Birey devlet ilişkileri Aytmatov’un meşhur eserinden esinlenerek düzenlenmiş gibidir. Aytmatov, göreceli özgürlük altında, komünist ideolojiyi ve tek tipiliği eleştirdiği eserinde devleti yüceltenlerin mantığını şu şekilde anlatmaktaydı.’’ Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... Ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanık tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmeliydiler. Her şey buna bağlı” Gerçekten de 82 anayasasını hazırlayanlar, devleti soba, kendilerini Sobacı, bireyi yakıta benzetmişlerdir. Ülkenin her yerindeki ceza evlerini tıka basa doldurdukları yetmezmiş gibi ülkeyi’de adeta açık ceza evine çevirmişlerdir. Eşine az rastlanır şekilde hukukun tüm teamüllerini alt üst ederek fikir ve düşünceyi engellemek için anayasanın içerisine ceza kanunun mantığıyla hazırlanmış 141, 142 163 gibi ceza maddelerini koymuşlardır. Evrensel insan hakları bildirgesi ve Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı olarak hazırlanmış, Metnin 141, 142,163 maddesi merhum Turgut Özal’ın gayreti ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yine daha sonraki dönemde yargı makamlarınca 312/2 madde, bu maddenin yerine ikame edilerek, siyasilerin, aydınların, muhaliflerin cezalandırılması sağlanmıştır. Cumhuriyetin banisi olan Ziya Gökalp’in şiirini okuduğu için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken Recep Tayyip Erdoğan’ mahkûm edilmiştir. Erdoğan 12 Aralık 1997'de Siirt’te topluluğa konuşma yaptığı bir miting sırasında Ziya Gökalp'ın 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası'nın okuması nedeniyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlamış. 21 Nisan 1998 tarihinde mahkeme, Erdoğan’ı Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği kararını vermiştir. Mahkûmiyet kararı üzerine, Erdoğan, Diyarbakır DGM'nin kararının bozulması için temyiz başvurusunda bulunmuş, Erdoğan’ın dosyası Yargıtay tarihinde eşine az rastlanır şekilde jet hızıyla karar bağlanmıştır. O dönemin gazete başlıkları bu ülke tarihinin doğru okunması noktasında oldukça önemlidir. Düşünceyi yasaklayan, sandıkta geleni masada tasfiye etmeyi alışkanlık haline getirmiş asker sivil bürokrasinin mihmandarlığını özgür Türk basını! Yapmış. Kararı muştu olarak duyurmuştur. Erdoğan’ı ve birçok aydını düşünürü, siyasetçiyi mahkûm eden bu madde, fikir ve düşünce özgürlüğü önünde uzun süre engel olarak kalmış, daha sonraki dönemde TBMM ce kaldırılmıştır. Bütün düzenlemelere rağmen anti demokratik anayasa toplumsal sözleşme noktasına taşınamamıştır. Devleti sınırlama yerine, sadece gizli erke kanunilik kazandırma amacını taşıyan, hürriyet ve adalet gibi evrensel ideallerin gerçekleştirilmesi gibi ülküsü bulunmayan 82 anayasası, bireyin temel hak ve özgürlüklerini engelleyen düzenlemenin yanı sıra bazı maddelere farklı anlamlar yüklenerek, her zaman, her olayda kullanılacak şekilde formüle edilmişlerdir. . Her değişiklikte sorun bitti sanılırken Tıpkı matruşka gibi diğer maddelerden biri, kaldırılan maddenin boşluğunu doldurmuştur. Boşluğun doldurulamadığı anlarda ise hukuk mantığına aykırı gelecek şeklide zorlama yorumlarla mahkeme kararları tesisi edilmiş ve statükonun devamını sağlayacak, sistemin işleyişini kolaylaştıracak katkılar sağlanmıştır. Parti kapatmalar, türban, özelleştirilmeler, atamalar, kayıp trilyon davası, Müslüm Gündüz ile Ali kalkancı, e -muhtıralar yakın tarihimizin sistemin devamını sağlamaya yönelik önemli satranç hamleleridir. Yine Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili hem statükonun ve hem de anayasa mahkemesinin tutumu mevcut anayasaya hukuk mantığına aykırı düşecek şekilde tecelli ettirilmiştir. Diyarbakır DGM den farklı olmamıştır. 27 Nisan'daki seçimin ilk turuna AK Parti ve bağımsız milletvekilleri ile DYP'den 2, ANAP'tan ise 1 milletvekili katılmış; CHP katılmamıştır. Meclis Başkanı Bülent Arınç, o anda genel kurul toplantı salonunda bulunan kimi CHP milletvekillerini de tutanağa geçirerek, "seçim için 368 milletvekilinin hazır olduğunu" tutanağa geçirmiştir. Yapılan oylamada 361 milletvekili oy kullanmış. Sayın Abdullah Gül'e 357 oy çıkarken, 3 oy geçersiz sayılmış, 1 oy da boş çıkmıştır. Aynı gün ana muhalefet partisi CHP, "seçimin iptali için" Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş. Mahkeme T.S.K bildirisinden ve mevcut konjonktürden etkilenerek, yücelttiği hukuk devleti anlayışına, daha önce vermiş olduğu kararlara, yasaya ve evrensel hukukun kazanımlarına aykırı olacak şekilde cumhurbaşkanlığı seçimini iptal etmiştir. Türk silahlı kuvvetlerinin, devreye girmesi ile verilen bu karar üzerine halkta gizli iktidar sahiplerine karşı öfke oluşmuş ve Ak Parti 2007 milletvekili seçimlerinde büyük bir zaferle çıkmıştır. Yine Üniversitelerde türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğinden sonra CHP ve DSP, 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un birinci ve ikinci maddelerinin iptali veya yok hükmünde olduklarına karar verilmesi ve dava sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması” istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açmış Anayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etmiş ve yürürlüğünü durdurmuştur.. 11 üyeli Anayasa Mahkemesi’nin türbana ilişkin iptal kararında Mahkeme Başkanı ve bir üye dışındaki 9 üye iptal yönünde oy kullanmıştır. Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin iptal kararını, Anayasa’nın 2. maddesiyle düzenlenen “Cunhuriyet’in nitelikleri”, 4. maddesinde “ilk 3 maddenin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyeceği” hükmü ile 148. maddede sıralanan “Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri” maddelerine dayandırmıştır. Anaysa mahkemesi daha önceki kararlarında olduğu gibi siyasi-sosyal her türlü özgürlük... Adil yargılanma hakkı... Suçsuzluk karinesi... Egemenlik” gibi kavramlar evrensel anlamlarıyla değil, rejimin ideolojisi, hatta rejimin o konjonktürdeki siyasi ihtiyaçları açısından değerlendirerek vermiş olduğu kararlarına bir yenisini eklemiştir.Ve Mahkeme rejimi koruma güdüsüyle milli irade, demokratik meşruiyet” gibi temel felsefi kavramlara aykırı davranarak kararını vermiştir. Bu karlara, yüzlerce yüksek mahkeme kararını ekleyebileceğimiz gibi, binlerce yerel mahkeme kararını, hukuka ve yasaya aykırı şekilde tesis edilmiş binlerce işlemi ve eylemi ’de örnek gösterebiliriz. Kısaca eşitliği sağlamak için konulan 10 madde, eşitsizliği sağlamak için; eğitim öğrenim hakkını sağlayan madde, eğitim ve öğretim hakkını engellemek için; temel hak ve özgürlükleri korumak için düzenlenen madde, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak için; dinsel özgürlüğü sağlayacak madde; din ve vicdan hürriyetini baskı altına almak için kullanılmıştır. Üstelik Hükmün gerekçesini laiklik, sosyal devlet, demokratik çoğunluk, hukuk devleti gibi kavramlar taçlandırmaya devam edilerek… Sonuç olarak İnsan yaratılmışların en şereflisidir. İnsanın özgürlük, eşitlik, mutluluk arayışları vardır. İnsanın özgürlük, eşitlik, mutluluk arayışın rehberi devlettir. Devlet bir yandan bu arayışın mihmandarlığını yaparken, diğer taraftan bireyi kendi ajanlarına ve diğer bireylere karşı korumayı vazife bilmelidir. Başlangıç metninin felsefesi ‘’insanı yaşat ki devlet yaşasın’’ şeklinde olmalıdır. Mecellenin gerisine düşen bir hâkim tanımın toplumun sorunlarını çözmekte algılamakta yetersiz kaldığını düşünüyorum. Hâkimlerin, Yasaları, işine geldiği gibi yorumlanmasının önünü tıkanması, mahkemelerde savunmanın hâkim kılınması gerekmektedir. Toplumsal sözleşme olarak bizlere sunulan metinlerde vazgeçişimizin anlamsız kılınmasını istemiyoruz. Toplumsal sözleşme gereğince haklarından vaz geçmeleri gerekirken, vazgeçmeyenlerin araya girmesinin önünün tıkanmasını istiyoruz. Bizler müreffeh bir ülke düşlüyoruz. Kaplanın korkusunu, zorba devletin korkusuna tercih etmeyen , tıpkı imparator karşısında Berlin de yargıçlar var diyerek haykıran bireyler olmak istiyoruz. Yine tıpkı Berlin’deki yargıçlarına güvenen hukuk sitemini kurmak ve imparatora baş eğdirebilecek yasaları hayata geçirmek istiyoruz. Bağımsız mahkemelerde dünyanın en yüce sanatlarından biri olan savunma sanatını icra ederken yargılama diyalektiğine katkı sunan ‘’söz savunmanın’’ sırrını hayata geçirmek istiyoruz.
AV. Ahmet GÜL
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 18. maddesi:'Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Bu hak din ya da inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.' 19. maddesinde ise, 'Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir 102. maddede Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Başkanlığı seçimi ile ilgili 2 düzenleme vardır. iki madde de toplantıdan söz edilmemektedir. Seçimle ilgili iç tüzüğün maddesinde de toplantıdan söz edilmemektedir. Buna göre; ilk iki oylamada cumhurbaşkanı seçilebilmesi için üye tam sayısının içte iki çoğunluğunun (367) oyun alınması gerekir. Eğer hiçbir aday 367 oy alamamış ise üçüncü oylamaya geçilir. Üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyunu (226) alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. Eğer bu da mümkün olmaz ise dördüncü oylamaya geçilir. Dördüncü oylamada üçüncü oylamada en çok oyu alan iki aday arasında oylama yapılır, bu oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde TBMM seçimleri yenilenir. Görüldüğü üzere; TBMM'de Cumhurbaşkanı seçimi için 367 üyenin hazır olması zorunluluğu yoktur. 12 Eylül 1980 askeri hareketi "devlet yönetiminin zaafa düşmesi, 6 aydır Cumhurbaşkanı'nın Seçilemeyişi’ni gerekçe göstererek darbe yapmış, aynı durumun gerçekleşmemesi için darbeciler Anayasa'nın 102. maddesinin gerekçesi ile Cumhurbaşkanı seçimi kolaylaştırmayı amaçlamışlardır. Mecelle'ye göre: Hakîm, yani her şeyi inceliğiyle bilen buna göre yerli yerinde ve hikmetle hükmeden; fehim, yani zeki, anlayışlı, kavrayışlı; müstakim, yani doğru ve doğruluktan şaşmayan; emin, yani emanete sahip olan, kendisine güvenilen; mekin, yani sakin, rahat, vakar sahibi; metin, yani güçlü , metanetli..olması gerekir.. Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'nin Fasl-ı Evvel'indeki, hâkimlerin nasıl olması gerektiğine dair 1792. Madde Türkiye'de adalet sistemi halk merkezli değil, devlet merkezlidir Prof. Mustafa Erdoğan İnsanların özgürlüğe ve mutluluğa erişmesi için birey Bütün haklarını üst bir güç ve otorite olarak devlete devredilmesi gerekmektedir. herkes kend Mecelle'ye göre: Hakîm, yani her şeyi inceliğiyle bilen buna göre yerli yerinde ve hikmetle hükmeden; fehim, yani zeki, anlayışlı, kavrayışlı; müstakim, yani doğru ve doğruluktan şaşmayan; emin, yani emanete sahip olan, kendisine güvenilen; mekin, yani sakin, rahat, vakar sahibi; metin, yani güçlü , metanetli... Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'nin Fasl-ı Evvel'indeki, hâkimlerin nasıl olması gerektiğine dair 1792. Madde Herkes hakkını tamamen devrettiğinden koşullar herkes için eşit olmakta ve koşullar herkes için eşit olacağından da hiçbir kişinin çıkarı geri kalanlar için bir külfet oluşturmayacaktır. Zira bütün haklarından feragat edip onları bir bütün olarak topluma devreden her bir üye kendisinden başka kimseye boyun eğmediği ve daha önce olduğu kadar özgür kaldığı bir birliği tesisini sağlamış olmaktadır. Bu birlik bireylerin başkalarının iradesine bağlı olmadan, başkalarının belirlediği amaçlar uğruna çaba sarf etmeye zorlanmadan kendi iradesiyle var olma ve kendisinin tercih ettiği amaçlara bağlanarak özgürlüğünü sürdürme idealini ve kazanımlarının Kanun hâkimiyeti altında korunmasını isteme ve talep etme hakkını içermektedir. Konfüçyüs öğrencileriyle Thai dağının eteklerinde yürürken ağlayan bir kadın görür. Kadına neden ağladığını sorar. Kadın “burada bir kaplan var. Geçen yıl kayınpederimi yedi. Sonra kocam daha sonra da oğlum bu kaplan tarafından parçalandı. Onun için acım büyüktür. Konfüçyüs “Peki neden buralardan ayrılmıyorsun?” diye sorar. Kadın “Çünkü burada baskı yapan bir devlet yok.” der. Konfüçyüs sonra öğrencilerine döner ve şöyle der. “Baskıcı bir devlet vahşi bir kaplandan daha korkunçtur. Bunu asla unutmayın.” 18.yüzyıl Avusturya hükümdarlarından frederick the great, bugün kendi adıyla anılan sarayını yaptırırken, sarayın bahçesinde bulunan ve artik o saray kadar ünlü yel değirmeninin de istimlâk edilmesini ister. Değirmencinin vermemesi üzerine teklif edilen para artırılır ancak değirmenci yine reddeder. Sinirlenen kralın gönderdiği "zorla alırım" mesajına ise değirmenci, o unlu cevabi verir: "alamazsın! Berlin’de hâkimler var." Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 177 |